top of page
BOŞANMA DAVASI TEDBİR VE YARGITAY KARARLARI :

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

6284 SAYILI YASA UYARINCA TEDBİR TALEPLERİMİZ

   6284 sayılı yasanın;

4/1-c hükmü uyarınca müşterek konut olan ve davalı adına kayıtlı  "Gaziosmanpaşa Mah. Ahbap Sok. No:8/9 Canik/SAMSUN" adresli taşınmaz üzerine tapu kütüğüne AİLE KONUTU ŞERHİ konulmasını,

 5/1-a Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük

düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmamasına,

5/1-b hükmü uyarınca müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesine, (AİLE KONUTUNUN TAHSİSİ)

5/1-c hükmü uyarınca korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmamasına,

5/1-d hükmü uyarınca korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmamasına,

5/1-e hükmü uyarınca  korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesine,

5/1-f hükmü uyarınca  korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesine,

5/1-g hükmü uyarınca  korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesine karar verilmesini talep etmekteyiz.

 

6284 SAYILI YASA UYARINCA TEDBİR NAFAKASI TALEBİMİZ

 

Ayrıca, her ne kadar 4721 sayılı yasa uyarınca da tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası talep edecek olsak da nafakaya ilişkin talepler uygulamada dosyaya sosyal araştırma raporları geldikten sonra ön incelemede duruşmasında değerlendirildiğinden ve adli tatil başlangıcı nedeniyle takvim doluluğundan duruşma gününe dek gerek müvekkilin gerekse müşterek çocukların bakım ve giderlerinin karşılanması ve sağlıklarının korunması için, 6284 sayılı yasanın 5/3 ve 4 maddelerinde düzenlenen;

"(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.

(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin  2018/74000 K. Sayılı kararında, "...yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı karşı davalı erkeğin eşine "sen delisin akıl hastanesine yatmalısın" dediği buna karşılık davalı karşı davacı kadının eşine hakaret ve küfür ederek "sen erkek misin, salak" dediği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışlarına göre, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı karşı davacı kadının ağır kusurlu bulunduğunun kabulü gerekir..." denilmiştir.

 

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/10/2016 tarihli, 2015/20218 Esas sayılı kararında "İlgisizlik, sürekli olarak özel günlerde (sevgililer günü, evlilik yıldönümleri, doğum günleri, yılbaşı..) ve sosyal ortamlarda eşini yalnız bırakmak boşanma sebebidir." denilmektedir.

 

  • Yine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/1691 E., 2017/7087 K. Sayılı ilamında "Erkeğin eşine hitaben 'çirkin karı, başkalarının karısı gibi güzel ve zengin değilsin, eş ve çocuk hep bulunur anne baba bulunmaz' sözleri boşanma sebebi olup manevi tazminat gerektirir" denilmiştir.

 

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/25979 E., 2017/4218 Karar sayılı ilamında "eşine makul miktarda harçlık vermemek, kişisel ihtiyaçlarını karşılamamak boşanma sebebi olup davalı erkek ağır kusurludur" denilmektedir.

 

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2015/25979 Esas 2017/4218 Karar 13.04.2017 tarihli kararında, ‘’Erkeğin eşinin ameliyatı ile ilgilenmediği, sağlık giderleri ile kişisel ihtiyaçlarını karşılamadığı ve eşine harçlık vermeyerek ekonomik şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır." denilmiştir.

 

  • Yine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2017/5433 Esas 2019/2996 Karar sayılı ve 19.03.2019 tarihli kararında ‘’ Davalı kocanın eve gelen yüksek fatura sebebiyle evin doğalgazını çalıştırmaması, evin ısınmasına engel olması, eşini ve çocuğunu bu şekilde yaşatması, eşinin şahsi ihtiyaçlarını karşılamaması gibi durumlarını eşine karşı yeteri karar ekonomik destek vermediği, ekonomik şiddet uyguladığı.." denilmiştir.

 

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2003/1971 Esas sayılı 10/03/2003 tarihli kararında, "eşin maddi imkanı varken ayrı konut tesis edilmemesi boşanmada haklı bir neden olup tazminata hükmedilmesi gerekir" denilmiştir.

 

  • Yine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2017/5868 Esas sayılı 13/03/2019 tarihli kararında, "davalı erkeğin annesinin eşine müdahalesine sessiz kaldığı... Davacı kadın lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği.." vurgulanmıştır.

 

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin  2012/24965 K. Sayılı 17.10.2012 Tarihli kararında,"... Davalı eşin cimrilik ölçüsünde tutumlu olduğu, beden temizliğine özen göstermeyerek ter koktuğu anlaşılmaktadır. Davalı eşin gerçekleşen ve süreklilik gösteren bu tutum ve davranışları sonucu evlilik birliği temelinden sarsılmış olup davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Hal böyleyken davacının, diğer tarafla aynı oranda kusurlu kabul edilmesi ve buna bağlı olarak maddi tazminat (TMK. md. 174/1) talebinin reddedilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir..." denilmektedir.

 

 

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2014/1683 Karar sayılı ilamında "Türk Medeni Kanununun , mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin evlilik birliğinde sağladığı maddi desteğini yitirmiştir. O halde, mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurları, hakkaniyet ilkesi (TMK. TBK. 52) dikkate alınarak kadın yararına Türk Medeni Kanununun uyarınca uygun miktarda boşanmada maddi tazminat tayin ve takdiri gerekirken, bu husus nazara alınmadan isteğin reddi doğru bulunmamıştır." Denilmiştir.

 

VASİYETNAMENİN İPTALİ ÖRNEKLER

 

  • Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin, Esas:2012/22612, Karar: 2013 / 10 sayılı kararı; ”Olayımızda; ikrah olarak öne sürülen, husus, tanıkların beyanlarına göre murisin hasta olup, hastalığının son zamanlarında davalıların lehlerine vasiyetname düzenlemesi için baskı yaptıkları, vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakmayacakları yönünde korkutup, murise zorlama ile eşi ve diğer davalı lehine vasiyetname düzenlettirdikleri olgusudur. Murisin, vasiyetnamenin yapıldığı tarihte tasarruf ehliyetinin bulunduğu Adli Tıp Kurumu raporundan anlaşılmış ise de; vasiyetnamenin murise manevi ikrah altında yaptırıldığı dosya kapsamıyla sabit olduğundan davacıların davasının kabulü gerekir. Bu nedenle usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulması gerekmiştir.”

 

T.C. YARGITAY 20. Hukuk Dairesi Esas No: 2017/8879

Karar No: 2017/10509 Karar Tarihi: 13.12.2017 Uyarınca

Mahkemece, taşınmazın mülkiyetinin Türkiye Elektrik Kurumuna ait olduğu ve mülkiyeti ile ilgili tüm ihtilaflarda da hasım olarak kurumun değişen adı ile TEDAŞ aleyhine dava açılması gerektiği, davacı kurum tarafından mülkiyet ihtilafı ile ilgili davalarda TEDAŞ’ın hasım olarak gösterilmesi gerektiğinin bilindiği, bu nedenle de HMK’nın 124/4. maddesi hükmünden davacı tarafın yararlanmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 01/07/2014 gün 2014/3500-7029 sayılı kararı ile bozulmuştur. Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Davacının dava dilekçesinde davalı olarak … Elektrik Dağıtım A.Ş.’yi göstermesi maddi bir hata niteliğindedir. Davacı tarafından yargılama sırasında bu maddi hatanın düzeltilmesi mümkün olup, maddi hatanın düzeltilmesi HMK’nın 124/4. maddesinde belirtilen “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” kabul edilebilir bir yanılgı niteliğindedir.

Bu sebeple; mahkemece, davacı idareye maddi hatayı düzelterek doğru kişiye husumeti yöneltmesi için süre verilip, yargılamaya devam olunarak işin esası hakkında hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir” denilmiştir.Mahkemece bozma kararına uyulmasının ardından yapılan yargılama sonunda dava konusu taşınmazların tamamının kesinleşen tahdit sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve çekişmeli 133 ada 7 parsel ile 127 ada 3 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.

2. Hukuk Dairesi         2012/9825 E.  ,  2013/9492 K.

  • ------------------------------------------------------------------------------


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Antalya 2. Aile Mahkemesi
TARİHİ :01.03.2012
NUMARASI :Esas no:2010/1346 Karar no:2012/206

Taraflar arasındaki "boşanma" ve "karşı boşanma" davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-davacı tarafından; her iki dava yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 05.04.2013 günü temyiz eden davalı-davacı S... A... vekili Av.A... Ö... geldi. Karşı taraf davacı-davalı Ş... A... ile vekilleri gelmediler. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı kocanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Toplanan delillerden, davalı-davacı kocanın eşine şiddet uyguladığı 29.07.2009 tarihinden sonra, tarafların barışarak bir araya geldikleri anlaşılmaktadır. Taraflar barışmakla barışma öncesi birbirlerinden kaynaklanan kusurları karşılıklı olarak affetmiş sayılır ve artık bu olaylar boşanma sebebi olarak kabul edilemez. Barışma olayından sonra da davalı-davacı kocadan kaynaklanan ve boşanmayı gerektirir yeni bir olayın varlığı ise, ispatlanabilmiş değildir. O halde; davacı-davalı kadının ispatlanamayan davasının da reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 990 TL. vekalet ücretinin Ş...'dan alınıp S...'e verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.05.04.2013 (Cuma

 

Y. 1. HD. T.25.02.2014 E. 2013/18016 K., 2014/4402 ; "...Somut olaya gelince,

ekonomik durumu iyi olan mirasbırakanın akit tarih itibari ile böyle bir satıştan

elde edilecek gelire ihtiyacının olmadığı, kendisine ücretli bakıcı tarafından

bakıldığı, banka kayıtları ve tüm dosya kapsamı ile davalının alım gücünün

bulunmadığı, taşınmazın gerçek değerinden düşük bir bedelle devredildiği,

ödemenin belgelendirilemediği gibi bedelin terekede de bulunmadığı hususları hep

birlikte değerlendirildiğinde satış işleminin, mirasbırakanın yaşlılık zamanlarında

yanında olmayan davacı kızı ve torunlarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı

olarak yapıldığı sabittir."

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

MİRASTA DENKLEŞTİRME İSTEMİ MİRASIN PAYLAŞILMASI TAMAMLANANA KADAR GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİR.MİRASIN TAKSİMİ HALİNDE İSE TAKSİMİN YAPILMASINDAN İTİBAREN ON YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİ İÇİNDE MİRASTA DENKLEŞTİRMENİN İSTENMESİ GEREKİR.

 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.01.2014 tarihli 2013/25017 E, 2014/573 K. Sayılı Kararı.

 

“Dava, mahkemece de kabul edildiği üzere denkleştirmeye ilişkindir. (TMK md. 669-675) Mirasta iade davasının açılabilmesi için terekenin paylaşılmış olması mecburiyeti bulunmamaktadır. Paylaşmadan önce, paylaşma sırasında veya paylaşmadan sonra mirasta iade davası açılabilir. Mirasta denkleştirme istemi mirasın paylaşılması tamamlanana kadar gerçekleştirilebilir. Başka bir anlatımla mirasta denkleştirme istemi miras paylaşılmadığı sürece zamanaşımına uğramaz. Mirasın taksimi halinde ise taksimin yapılmasından itibaren on yıllık zamanaşımı süresi içinde mirasta denkleştirmenin istenmesi gerekir.

 

Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava konusu olaya bakıldığında; tarafların ortak murisi olan Mustafa ..un 28.12.2005 tarihinde öldüğü, davacılar tarafından 27.12.2006 tarihinde bu davanın açıldığı, bu davadan önce ya da sonra murisin terekesinin taksimine yönelik ortaklığın giderilmesi davalarının ikame edildiği, yani iş bu dava tarihi itibariyle murisin terekesinin henüz paylaşılmadığına göre zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. O halde, taraf delillerinin mirasta iadeye (TMK md. 669-675) yönelik olarak değerlendirilerek, gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, mirasın taksimi talep edilmedikçe denkleştirmenin yapılmayacağı gerekçesiyle davanın reddi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.”

 

Karardan da anlaşılacağı üzere,mirasta denkleştirme istemi miras paylaşılmadığı sürece zamanaşımına uğramamaktadır. Mirasın taksimi halinde ise taksimin yapılmasından itibaren on yıllık zamanaşımı süresi içinde mirasta denkleştirmenin istenmesi gerekmektedir.

 

mirasın paylaşılması tamamlandıktan sonra denkleştirmeye tabi bir

kazandırma ortaya çıkmışsa, denkleştirme alacaklısı mirasçının söz konusu kazandırmayı bilmediği ve

 

45 Bir görüşe göre, mirasta iade talebi sadece mirasın taksimi sırasında ileri sürülebileceğinden, mirasın

taksiminden önce bir tespit davası açılmasına dahi imkan yoktur. Bkz. İmre & Erman, 2021, s. 529.

751

kendisinden bilmesi de beklenmediği bir durumda paylaşma gerçekleşmişse; bu hususun irade sakatlığı

(hata veya hile) oluşturduğu gerekçesiyle paylaşma sözleşmesinin iptali sağlanıp46 tekrar paylaşma

aşamasına dönüleceği için denkleştirme talebinde bulunulabilir. Tüm mirasçılar için getirilmiş genel bir

yükümlülük olan TMK m. 646/III gereğince mirasçıların mirasbırakanın sağlığında kendilerine yaptığı

tasarruflar hususunda birbirlerine bilgi vermeleri gerekmekted

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

TMK m. 669’e göre mirasbırakanın çeyiz, kuruluş sermayesi vermek, bir malvarlığını devretmek yahut

borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar aksi

mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça denkleştirmeye tabidir. Bu tür kazandırmalar

açısından mirasbırakanın hiçbir açıklama yapmamış olması durumunda miras payına mahsuben

yapıldığı yönünde yasal karine vardır (Kocayusufpaşaoğlu, 1987, s. 468), dolayısıyla denkleştirmeye

tabidir. Yasal karinenin aksini savunan kişinin doğal olarak bu iddiasını kanıtlaması beklenir

 

Suç ve Cezaların Memuriyete Etkisi

8 Ocak 2023 Kategori Ceza Hukuku, Makaleler

Hukukumuzda bakıldığında memuriyet kavramının tanımının çok farklı şekillerde düzenlendiğini görmekteyiz. DMK m.4’de değinildiği üzere başlıca memuriyet; mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenlerin memur sayılacağı düzenlenmiştir. Yine aynı madde de, kurumlarda genel politika tespiti, araştırma, planlama, programlama, yönetim ve denetim gibi işlerde görevli ve yetkili olanlar da memur sayılır denilerek yukarıdaki tanımlama dışında kimlerin memur sayılacağı ayrıca belirtilmiştir.

 

İçindekiler [gizle]

 

1 Memuriyetten Çıkarılma Nedir?

2 Memuriyete Engel Teşkil Eden Mahkûmiyetler

3 Memuriyete Engel Teşkil Etmeyen Mahkûmiyetler

3.1 Taksirle İşlenen Suçlar ;

3.2 Adli Para Cezaları;

3.3 Suçun İnfazı Süresince Memurluk Yapma Yasağı

4 Hapis Cezasının Ertelenmesinin Memuriyete Etkisi

5 HAGB’ın Memuriyete Etkisi

6 Memnu Hakların İadesinin Memuriyete Etkisi

7 Sicil Kaydının Silinmesinin Memuriyete Etkisi

8 Affa Uğramış Cezaların Memuriyete Etkisi

Memuriyetten Çıkarılma Nedir?

Memurluğa alınma şartlarından her hangi birinin taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurlukları sırasında bu şartlardan birinin kaybı durumunda kişi memuriyetten çıkarılır. Memurluğa alınma şartları, 657 sayılı kanunun ikinci bölümünde memuriyet alım hususunda genel ve özel şartlar olarak düzenlenmiştir.

 

Memuriyete Engel Teşkil Eden Mahkûmiyetler

Kasten işlenen bir suçtan ötürü 1 yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına hükmedilmiş kişi memuriyette kabul edilmez ve eğer bu suç görev sırasında işlenmişse memuriyetten çıkarılır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 48/5’te sınırlı sayıda numereus clasus olarak düzenlenen memuriyete engel olan suçlardan alınan mahkûmiyet dışında, bir yıl süreli mahkûmiyet adli para cezasına çevrildiği takdirde memuriyet engeli kalkar.

 

Devlet Memurları Kanunu 48/5’te düzenlenen suçların herhangi birinin işlenmesi takdirde ceza miktarı ve türü ne olursa olsun işlenen suç vasfından ötürü (yüz kızartıcı suçlar, devlete karşı işlenen suçlar, anayasal düzene karşı işlenen suçlar) memur olma şartı ortadan kalkar. Bu suçlar kanunda şöyle ifade edilmiştir; ‘‘ Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (…)(1) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmama’’ suçlarıdır.

 

Hemen Oku  Bilişim Suçları ve Cezaları

Memuriyete Engel Teşkil Etmeyen Mahkûmiyetler

Taksirle İşlenen Suçlar ;

TCK 22/2 fıkrasına göre taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülemeyerek yapılmasıdır. DMK 48/5 bendine göre taksirli suçlardan alınan cezanın miktarı ve yaptırımı ne olursa olsun memuriyete engel değildir.

 

Örneğin trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçundan 3 yıl hüküm giyilmesi durumunun memuriyet açısından bir sakıncası bulunmamaktadır. Böyle bir suçu işleyen kişi, cezası bittikten sonra memuriyete dönebilecektir. Memur cezaevinde bulunduğu süre zarfında mazeretli sayılacağından, devam edememekten kaynaklanan görevine sonra verme hali söz konusu olmayacaktır.

 

Adli Para Cezaları;

DMK 48/5 bendinde belirtilen suçlardan verilen mahkûmiyetler, para cezasına çevrilip çevrilmediği fark etmeksizin memuriyete engel bir durum oluştururken; bu suçlar haricinde bir yılın üzerindeki hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesi durumunda memur olma ehliyeti ortadan kalkmamaktadır. TCK 52/1’e göre verilen bu adli para cezaları beş günden az ve kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça yediyüzotuz günden fazla olamaz.

 

Suçun İnfazı Süresince Memurluk Yapma Yasağı

TCK 53. Maddesinin uygulanması için gerekli olan ilk şart hapis cezasına mahkûmiyettir. Kasten işlenen suçlar için, aynı maddenin (a) bendine göre; ‘‘Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten’’ hapis cezasının hükmünün kesinleşip infaz süresi tamamlanıncaya kadar devlet memuru yapması yasaklanmıştır.

 

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma kural olarak sadece hapis cezasının infazı süresince devam etmesi ve infazın tamamlanması ile birlikte kendiliğinden kalkar.Taksirle işlenen suçlar ve kasten işlenen bir yılı aşmayan hapis cezaları bakımından ise Devlet Memurları Kanunu 137. Maddeye göre görevden uzaklaştırma hükmü kurulması gerekmektedir. Ceza kovuşturması sebebiyle görevden uzaklaştırmaya yetkili amir ilgilinin durumunu her iki ayda bir inceleyerek görevine dönüp dönmemesi hakkında bir karar verir ve ilgiliye de yazı ile tebliğ eder (DMK 145/2).

 

Hemen Oku  Sonradan Türk Vatandaşlığının Kazanılması

Hapis Cezasının Ertelenmesinin Memuriyete Etkisi

Hapis cezasının ertelenmesi mahkeme tarafından verilen cezanın infazından şartlı olarak vazgeçilmesidir. TCK 51. Maddesinde belirtilen şartlara göre verilen erteleme kararı genellikle kısa süreli hapis cezaları için verilmektedir. Hükümlü infaz süresince cezaevine girmemekte, mahkeme tarafından belirlenen şartları denetim süresince yerine yükümlülüklerini iyi halli olarak yerine getirirse cezası infaz edilmiş sayılmaktadır.

 

Kasıtlı olarak işlemiş olduğu suçtan bir yıl üzeri hüküm giymek kişinin memuriyetine engeldir. Hapis cezasının ertelenmesi kararında infazdan koşullu olarak vazgeçilmiş olsa dahi kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı ile eş değerdir. Yani bir yıl üzeri hapis cezasına verilen mahkûmiyet sonucu ceza ertelense dahi memuriyet engeli devam etmektedir.

 

Ertelenen hapis cezası bir yılın altındaysa bu durum kişinin memuriyetine engel teşkil etmez ancak ertelemede belirlenen denetim süresi boyunca hükümlü görevden uzaklaştırılır Dmk 48/5’te belirtilen suçlar, ceza süresi dikkate alınmaksızın ertelense dahi memuriyet statüsüne engeldir.

 

HAGB’ın Memuriyete Etkisi

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinde, deneme süresinin iyi halle geçirilmesi bir başka ifadeyle kasten işlenen yeni bir suç işlenmediği ve mahkemece verilen tedbirlere uygun hareket edildiği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesi sağlanır. Böylece hakkında açılmış olan dava sebebiyle hükmün açıklanması geri bırakılan kişi hiç suç işlememiş sayılır.

 

Hakkında hükmün açıklanması geri bırakılan kişi kanun karşında hiç suç işlememiş olduğundan memur olabilme statüsünü koruyacaktır. DMK 48/5 için herhangi bir düzenlememe getirilmediği için bu maddede belirtilen suçların herhangi birini işleyen kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmişse memurluk ehliyetini koruduğu düşünülmektedir.

 

DMK. 131. Maddesi hükmü gereğince ‘‘ memurun ceza kanunlarına göre mahkum olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olmayacağı’’ HAGB kararına bağlı kalmaksızın ayrıca disiplin soruşturması yürütülebilir. Disiplin soruşturması, doğrudan ceza mahkemesinde verilen HAGB de isnat edilen suç üzerinden yapılmışsa, Danıştay işlemin hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir (D12-K.2008/4502). Disiplin soruşturması ayrı olarak ele alınmalı ve yürütülmelidir. Disiplin soruşturması sonucu verilen karara İdari yargıda iptal davası açılmalıdır.

 

 

Gereksinim, Yeniden İnşa ve İmar Nedeniyle Tahliye

İhtiyaç sebebiyle tahliye; kiralayanın kendisi, altsoyu veya üstsoyu için kiralanan taşınmazın kullanım gereksinimi durumunda mümkündür.

 

Kiracının tahliyesine gerekçe olabilecek bir diğer durum da, yeniden inşa veya esaslı onarım zorunluluğudur. Bu nedenle tahliye için taşınmazda esaslı onarım zorunlu olmalı ve onarım sırasında kiralananın kullanımına imkan bulunmamalıdır.

 

Gerek ihtiyaç gerekse de inşa ve imar nedeniyle tahliye, belirli süreli kira sözleşmesi süresi sonunda istenebilir. Bu durumda kiralayan, süre bitim tarihinden itibaren tahliye davası açabilir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise, kanunda belirtilen fesih dönemi ve bildirim sürelerine uymak koşuluyla tahliye isteminde bulunulabilir.

 

 

2. Hukuk Dairesi         2016/13919 E.  ,  2018/3146 K.

  •  


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından; kusur belirlemesi ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Mahkemece davacı-karşı davalı erkeğin kadının bakire olmadığı yönünde ailesi tarafından yapılan dedikodulara ve kadının namusu hususundaki dedikoduların yayılmasına izin vermesi, kadınla evlilik öncesinde cinsel birliktelik yaşayıp kadını belkide istememesine rağmen bebeğini aldırmak zorunda bırakması, yine dava açmış olmasına rağmen bu durumu saklayıp kadınla bir otelde birlikte olması nedeniyle ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle kadının boşanma davasının kabulüne, diğer yandan erkeğin 29.09.2014 tarihinde davalı-karşı davacıyla otelde birlikte olmakla tüm yaşananları affettiği belirtilmesine rağmen erkeğin boşanma davasının da kabulüne karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden kadının da 29.09.2014 tarihinde davacı-karşı davalı erkek ile otelde biraraya gelmekle erkeğin tüm kusurlu davranışlarını affettiği ve en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekir. Affedilen ve hoşgörülen olaylar karşı tarafa kusur olarak yüklenemez. Bu olaydan sonra tarafların boşanmayı gerektirir kusurlu bir davranışı kanıtlanamamış olup her iki tarafın da kusursuz olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda tarafların birbirini affetmiş olmaları dolayısıyla kusursuz olduklarının kabulüyle her iki boşanma davasının da reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
2-Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere tarafların her ikisi de kusursuzdur. Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi koşulları davalı-karşı davacı kadın yararına oluşmamıştır. Davalı-karşı davacı kadının tazminat taleplerinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple davalı-karşı davacı kadın yararına hükmolunan maddi ve manevi tazminat yönünden BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 13.03.2018(Salı)

YASAL ÖNALIM HAKKI

 

TMK Madde 732- Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.

 

  • Paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirilerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girmesini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarların temlik hakkı sınırlandırılarak yasal önalım hakkı tanınmıştır.

  • Önalım olayı: iradi, ivazlı, cüzi halefiyet şeklinde gerçekleşen, paylı mülkiyet konusu malın satışı veya satışa eşdeğer hallerin gerçekleşmesidir. Bu da demek oluyor ki, önalım hakkına konu olan payın bir başkasına miras kalması, kamulaştırma ve bağışlama hallerinde önalım hakkı kullanılamayacaktır.

  • Davacı: Önalım hakkına dayanan tapu iptali ve tescil davasında davacı, kanuni önalım veya sözleşmeye dayalı önalım hakkına sahip olan kişidir. Bu kişi paylı mülkiyete konu taşınmazlarda diğer paydaşlardır.  Taşınmaz üzerindeki paylardan biri, bir miras ortaklığına ait bulunuyor ve diğer bir paydaş da kendi payını üçüncü bir kişiye satmış ise, önalım hakkının mirasçıların tamamı tarafından kullanılması gerekir.

  • Davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu ise, tüm ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerinin muvafakat etmesi gerekir. Bu gibi hallerde 11.10.1982 gün 3/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince davanın tereke adına açıldığının kabulü gerekir. Muvafakat duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden vekile vekalet verilmesi ile sağlanabilir. TMK md. 640 uyarınca, ortakların tümünün muvafakati sağlanmadığı hallerde miras bırakanın terekesine görevli mahkeme tarafından temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci davacı dışında birisi olursa davacının sıfatı biter, davayı temsilci takip eder. Dava hakkına ilişkin olan bu husus re’sen dikkate alınır. (Yargıtay 14. HD, 2016/18785 E., 2020/6386 K.)

  • Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür. Uygulamada, satış bedelinin önalım hakkı sahiplerinin bu haklarını kullanmalarının önüne geçmek amacıyla yüksek gösterilmiş olması halinde önalım hakkı sahipleri tarafından muvazaa iddiasında bulunulmakta ve mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi için dosya bilirkişiye tevdi edilebilmektedir. Önalım bedeli, paylı mülkiyete konu taşınmaz üzerinde satış sözleşmesi ile pay satın alan 3. kişi alıcı ile eski paydaş olan satıcının tapuda gösterdiği satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından oluşur.

  • Tapudaki satış bedelinin, gerçek satış bedelinden daha düşük olduğu iddiası, alıcı tarafından da satıcı tarafından da önalım hakkı sahibine karşı ileri sürülemez. Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere, hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak hak iddia edemez.

 

  • Önalım hakkının kullanılabilmesi için iki çeşit süre öngörülmüştür:

  1. Pay satış işleminin hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren 3 ay,

  2. Her halde 2 yıl içerisinde önalım hakkı kullanılmalıdır.

Söz konusu süreler, hak düşürücü niteliktedir ve hakim tarafından da resen dikkate alınır.

 

 

  • Kanun, 3 aylık sürenin işlemeye başlamasını, alıcı veya satıcının yapacağı noter bildirimine bağlamaktadır. Noter bildirimi dışında satışın yapıldığının başka yollardan öğrenilmesi, üç aylık sürenin başlaması için yeterli değildir. Nitekim, Yargıtay, bir Hukuk Genel Kurulu kararında “herhangi bir şekilde öğrenmeden” değil, “noter bildirimi”nden söz etmektedir. Yüksek Mahkemenin şu kararı bu konuda örnek teşkil etmektedir:

 

  • “Şu durumda; 4721 sayılı Kanunla yasal önalım hakkı için getirilen yeni sistem daha sıkı kurallar ortaya koymakta; bu tür taleplerin belli sürelerde, belli şekil ve koşullarda kullanılması gereğini önemli bir yenilik olarak getirmektedir. Kısacası, yasal önalım hakkının kullanılması için gerekli sürenin başlaması konusunda bu yasal değişiklikten sonra geçerli olan kural; “öğrenme” olgusu değil “bildirim” olgusunun söz konusu olmasıdır. Bu bildirim de herhangi bir bildirim değil, noter vasıtasıyla yapılacak bildirimdir. Madde metninde “bildirilir” şeklinde kullanılan ifade kesinlik taşıdığı gibi, sürenin “bildirimden” başlayacağı da devamı fıkrada açıkça ve kesin olarak ifade edilmiştir. Bu açık düzenleme karşısında süre mutlaka bildirimden itibaren başlayacağından bildirim yapılmamışsa hak sahibinin satışı öğrendiği ileri sürülerek hak düşürücü sürenin başlatılması ve hak düşümü sonucunu doğurması olanaklı değildir. Eş söyleyişle; yasal önalım hakkının kullanılması için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre, satışın, önalım hakkı sahibine alıcı veya satıcı tarafından noter aracılığıyla bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Önalım hakkı sahibinin satışı kesin olarak başka bir şekilde öğrenmiş olması sürenin işlemesine yol açmaz. Somut olaya gelince; Yasal Önalım hakkı sahibi davacının bizzat kendisi tarafından alıcılara gönderilen ihtarname ile “Satışı öğrendiğini ve önalım hakkını kullanacağını bildirmiş olması; açıklanan hükümler karşısında yasanın aradığı anlamda ve sürenin başlamasına yol açacak nitelikte bir bildirim değildir. Dolayısıyla öğrenme ile hak düşürücü süre başlamayacağından hak düşürücü sürenin geçtiğinden de söz edilemez.”
     

 

  • Birden fazla paydaşın önalım hakkını kullanması ile ilgili İçtihadı Birleştirme Kararı, yerleşik Yargıtay uygulamasını belirlemiştir:

  • Kanunun metninden anlaşıldığı üzere şufa hakkının kullanılmasında hisse miktar ve oranının herhangi bir önemi yoktur. Şufa hakkını kullanacak paydaşlar birden fazla olduğunda, bu hakkın aralarında ortak olduğu ve şufa hakkından eşit olarak yararlanılacağı kanun maddesinden anlaşılmaktadır (Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kurulu - Karar No:1946/18).

  • Paylı mülkiyet şeklinde tapuya kayıtlı bir taşınmazın paydaşlarından birinin payının tamamını ya da bir kısmını üçüncü bir şahsa satması halinde satıcı dışında kalan diğer paydaşların ayrı ayrı dava açmalarında kanuni bir engel yoktur. Bütün paydaşların birlikte dava açması da mümkündür. Ayrı açılan davaların birleştirilmesinde yarar vardır. Paydaşların birlikte açtıkları davanın yargılaması sonunda dava kabul edilirse pay iptal edilerek pay nispetleri ne olursa olsun eşit olarak davalılar adına tescile karar verilir. Eşit oranda tescil 11.06.1946 gün ve 5/18 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı gereğidir. Paydaşlardan birisinin davasından vazgeçmesi halinde ona isabet eden miktar davalı üzerinde bırakılmaz. Bu miktarın dahi davayı yürüten paydaşlar adına tescile karar verilir (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/3313).

 

  • Önalıma ( şufa ) konu davalar gayrimenkule (arsa , tarla , bina , ..vs )  ilişkin tapu iptal ve tescil davalarındandır. Önalım ( Şufa ) davalarında hissedar olmayan kişiye satılan payın iptali ve davacı adına tescili istenir.Davanın yasada belirtilen süre içinde açılması gerekmektedir. Bu konudaki süre , zamanaşımı süresi olmayıp hak düşürücü süredir . Zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda davalı bunu ileri sürmez ise davacı davasını kazanır, alacağını alabilir. Hakim zamanaşımı süresini kendiliğinden gözönüne alamaz. Ancak hak düşürücü sürenin söz konusu olduğu hallerde dava hakkı düşer. Sürenin geçip geçmediğini hakim , resen davanın taraflarınca ileri sürülmesine gerek olmadan incelemek zorundadır. Hak düşürücü sürenin geçtiğini tespit ettiği anda davayı reddeder.  4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 733 üncü maddesi uyarınca; Önalım ( şuf’a ) hakkı satışın hak sahibine noter aracılığıyla bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Başka bir ifade ile, yasal önalım hakkının kullanılması için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre, satışın, önalım hakkı sahibine alıcı veya satıcı tarafından noter aracılığıyla bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Önalım hakkı sahibinin satışı başka bir şekilde öğrenmiş olması sürenin işlemesine yol açmaz. Önalım davalarında temyiz incelemesinin yapıldığı Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararlarında benimsenen görüş ve Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/6-358 Esas 2005/470 Karar ile 21.09.2005 tarihinde verdiği ilamında da belirtildiği gibi hak düşürücü sürenin başlangıcında esas olan “öğrenme” olgusu değil “bildirim” olgusudur. Bu bildirimin de noter vasıtasıyla yapılacak bildirim olduğu yasada vurgulanmıştır. Önalım hakkı sahibinin satışı başka bir şekilde öğrenmiş olması sürenin işlemesine yol açmaz. Noter bildirimi bulunmaz ise  üç aylık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak öğrenme tarihi esas alınamaz. Örneğin ortaklığın giderilmesi davasında önalıma konu payı satın alan kişinin davalı gösterilmesi ile davacının hisse satışını öğrendiğinden bahisle üç aylık hak düşürücü sürenin dolduğu ileri sürülemez. Noter aracılığıyla herhangi bir bildirimin yapılmadığı durumlarda iki yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmemesine göre işlem yapılacaktır.Yukarıda izah edilen hak düşürücü sürelerle ilgili yasal düzenleme ve yargıtay kararlarına aykırı yerel mahkeme kararları temyiz edildiğinde Yargıtayın ilgili dairesi tarafından bozulacaktır

 

  • Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü şahsa satılması halinde,diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisini veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile de kullanılabilir hale gelir. Bu şekilde taşınmaza yabancı kişilerin paydaş olarak girmelerinin ve taşınmazın daha küçük parçalara bölünmesinin engellenmesi amaçlanmıştır.

DAVA DEVAM EDERKEN DAVALI TAŞINMAZI BİR BAŞKA KİMSEYE SATARSA

  • Önalım hakkına konu payın dava sırasında bir başka kişiye veya satışı yapan paydaşa satılması halinde davacının HUMK.nun 186. maddesi hükmü uyarınca seçimlik hakkı olduğundan dilerse davayı yeni satın alan şahsa yöneltir, dilerse davasını tazminata dönüştürerek davalı hakkındaki davasını devam ettirir. Davacının seçimlik hakkını kullanarak davasını tazminata dönüştürmesi ve davanın dinlenme olanağı bulunması halinde davacının talep edebileceği tazminat miktarı birinci satış ile ikinci arasındaki farktan ibarettir.

  • Önalım hakkına konu payın dava sırasında bir başka kişiye veya satışı yapan paydaşa satılması halinde davacının HMUK’nun 186. maddesi hükmü gereği seçimlik hakkı olduğundan dilerse davayı yeni satın alan şahsa yöneltir, dilerse davasını tazminata dönüştürerek davalı hakkındaki davasını devam ettirir. Bu nedenle davacıya seçimlik hakkını kullanması için önel verilmelidir. Önalım hakkına ilişkin payın satış yapan önceki ya da başka bir paydaşa dönmesi davacının ilk satışla doğan önalım hakkını kullanmasına engel değildir.

  •  

İSTANBUL SULH CEZA MAHKEMESİ SAYIN HÂKİMLİĞİ’ NE

Davacı              : Ali                    

Vekili                : Av.

Şirinevler Mah. Fevzi

Davalı               : İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü

Adresi             : Adnan Menderes Bulvarı ( Vatan Cad. ) Hırka-i Şerif Mah. No: 58

   Fatih / İSTANBUL

 

Konu                 :  A BÖLGE TRAFİK DENETLEME ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN 02.07.2015 Tarihli Ölümlü/Yaralamalı Trafik Kazası Tespit Tutanağının iptali istemli dava dilekçemizdir.

Açıklamalar

 

  1. Müvekkilim, sevk ve idaresindeki 34 0 plakalı aracıyla sahil yolu Kennedy Caddesi Transit yolda Bakırköy istikametine doğru seyir halinde iken; Ahmet L’ın kullandığı 34  Plakalı “yunus diye tabir edilen” motosiklet, müvekkilimin aracının sol arka tarafına çarpmış ve maddi yaramalı trafik kazası meydana gelmiştir.

 

  1. Müvekkilim sevk ve idaresindeki araçla Kennedy Caddesi Transit yolda normal hızda seyir halinde iken; Yunus diye tabir edilen motosikletli polislerden birinin hızla önünden geçtiğini fark etmiştir. Müvekkilim yoluna devam ettiği sırada arkadan hızlı gelen ikinci motosikletli polis, müvekkilimin aracının sol arka tarafına çarpmış ve hızını alamayarak aracın sol tarafının tamamını çizmiştir. (EK-1: Fotoğraflar) ve bir süre de müvekkilimin aracı ile sürüklenmiştir. Kaza anına ilişkin mobese kamera kayıtları FATİH İLÇE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDE MEVCUTTUR.  Dolayısıyla olay anını gösteren mobese kamera kayıtlarının celbi için FATİH İLÇE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NE müzekkere yazılmasına karar verilmesini talep ederim. ( MobeseAdı : Fatih75 numaralı mobese )

 

  1. Kazanın meydana geliş şekli ve oluşu hakkında A BÖLGE TRAFİK DENETLEME ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ tarafından 02.07.2015 Tarihli Ölümlü/Yaralamalı Trafik Kazası Tespit Tutanağı düzenlenmiş veMÜVEKKİLİMİN GÖRGÜ ve BİLGİSİNE BAŞVURULMADAN, ne yazık ki hayatın olağan akışına aykırı, çelişkili, meslektaşını koruyan, yanlı ve kazaya karışan motosikleti karşı tarafın sigorta şirketine yaptırma düşüncesine sahip olan polisler tarafından düzenlenen rapora karşı itirazlarımızı sunma zarureti hasıl olmuştur.

 

 

  1. Kaza tespit tutanağında: “Sürücü sevk ve idaresindeki 34 0 Plakalı adıyla Sahil Kennedy Caddesi Transit yolda seyir halindeyken, 1756 nolu trafik ışıklarını 143 mt. Geçtikten sonra (Bakırköy istikametine) arkasından sol şeritten gelen sürücü Ahmet sevk ve idaresindeki 34 A 7 plakalı araçla, aracının arka sol tampon yan kısmı, sol arka tekerleğin arkasındaki kısmı ORTA ŞERİTTEN  SOLA DOĞRU KAYMASI sonucunda…….maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir.” İfadelerine yer vermiştir.

 

  1. Raporu hazırlayan polis memurlarına şu soruyu sormak gerekir: Kendi şeridinde seyir halinde olan bir aracın sol arka tekerleğin arkasındaki kısım orta şeritten nasıl sola kayabilir? Bu durum bir kere hayatın olağan akışına aykırıdır. Kaldı ki yol İKİ ŞERİTLİ OLUP ORTA ŞERİT DE BULUNMAMAKTADIR.  Ayrıca aracın arka kısmının sola kayması düşünülemez; zira yol iki şeritli olduğundan müvekkilim yolun sağından seyir halindedir. Kaza ise yolun sol tarafında meydana gelmiş olup, bu durum tutanakta da belirtilmiştir.

 

  1. Tutanağı düzenleyen polis memurları bununla da yetinmeyerek, kazanın oluşumunda Sürücü Ali 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 46/2c maddesine göre: “ Aksine bir işaret bulunmadıkça trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmek” maddesini ihlal ettiğini belirtmişlerdir. Tutanak kendi içerisinde çelişmektedir. Şöyle ki; kazanın şerit değiştirmeden değil, arka tarafının sol tarafa kayması sonucunda meydan geldiği belirtilmiştir. Dolayısıyla ortada şerit değiştirme bulunmamaktadır. Şerit değiştirme bulunmadığına göre şerit değiştirme 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 46/c maddesinin ihalal edildiği nasıl düşünülebilir. Kaldı ki; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 46. Maddesinde: “TRAFİK SAĞDAN AKAR” ibaresine yer verilmiş olup; müvekkilimde yolun sağ tarafında seyir halindedir.

 

  1. Müvekkilim trafik kurallarına uygun olarak aracını sevk ve idare ederken; motosikletli polis (Yunus) memuru aşırı hızlı sürmektedir. Çünkü motosiklet müvekkilimin aracına sol arka tarafına çarpmış; hızını alamayarak müvekkilimin aracının sol tarafını tamamen çizmiş, fotoğraflarda da görüleceği üzere aracın bazı yerlerinde ise göçükler meydana getirmiştir. Ülkemizde Yunus diye tabir edilen motosikletli polislerin trafikte ne kadar hızlı gittikleri ve trafik kurallarını alt üst ettikleri vatandaşlar tarafından bilinmektedir. Kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu oldukları halde; bulunduğu makam ve mevkiyi kullanarak, kusuru karşı tarafa yükleyerek; zararı sigortaya ödettirmek için hukuka ve ahlaka uygun olmayan tutanağın hazırlandığı acı bir gerçektir.

Hukuki Sebepler      : 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu, Karayolları Trafik Yönetmeliği, BK, HMK  ile diğer ilgili tüm mevzuat.

Hukuki Deliller         :

  1. Kazadan hemen sonra çekilmiş fotoğraflar.

  2. Kaza tespit tutanağının onaylı sureti

  3. Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün FATİH75 numaralı MOBESE Kamera görüntüleri. (Celp edilecektir)

  4. Keşif ve Bilirkişi İncelemesi

  5. Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

  6. Karşı delil ve ek delil sunma haklarımız saklı kalmak kaydı ile her türlü yasal ve takdiri delil

Netice-i Talep     : Yukarıda arz ve izah olunan sebeplere binaen;

  1. Müvekkilimiz aleyhine haksız ve hukuka aykırı olarak tek taraflı düzenlenmiş olan Trafik Kazası Tespit Tutanağının İPTALİNE,

  2. Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim.08.07.2015

MURİS MUVAZZASI​
  • Yargıtay muvazaayı “.. Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir “ diyerek tanımlamıştır.

 

  • Muvazaa varsa, görünürdeki işlem, yani tarafların gerçek iradelerini gizlemek amacıyla yaptıkları işlem kesin hükümsüz olacaktır.

 

 

  • Murisin dava konusu taşınmazı satmaya ihtiyacı yoktur zira açıkça görüldüğü üzere bir çok taşınmazı mevcuttur. Bu kadar taşınmazın içerisinde ev yerini satmak istemesi olağan hayatın akışına aykırılık teşkil etmektedir. Öte yandan davalının da taşınmazı satın alma gücünün bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda muvazaanın varlığı tartışmasızdır. Öte yandan davalı yargılama süreci boyunda dava konusu taşınmaza ilişkin ödenmiş görünen bedeli ödediği yönünde hiçbir iddiada bulunmamış ve bu konuda bir delil de sunmamıştır.

 

  • Mirasçılar arasında bir paylaştırma kastından bahsedebilmek için bütün mirasçılara az veya çok, hak dengesini gözetir bir şeylerin verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Aksi halde paylaştırmadan bahsedilemeyecektir.

 

 

  • Murisin evlilik amacıyla eşine mehir olarak veya evlilik hediyesi olarak taşınmaz vermesi halinde muvazaadan bahsedilemeyecektir. Şu kadar ki taraflar resmi nikah yapmamış ancak birlikte yaşamış iseler , bu durumda da taşınmazın temlik tarihi gayri resmi birlikteliğin başladığı tarihlere yakın ise yine evlilik amacıyla taşınmazın verildiği kabul edilecektir.

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2008/157 E. 2008/3694 K.  “ …..mirasbırakanın davalı H. İle çok uzun zamandan beri birlikte yaşadığı, taşınmazdaki payı bu birliktelik deva mederken bedelsiz olarak devrettiği, kaldı ki, mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacının olmadığı, davalının alım gücü bulunmadığı gibi satış bedelinin deödendiğinin kanıtlanamadığı, ayrıca taşınmazın akitteki değerii ile gerçek bedeli arasında açık fark bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. O halde, somut bu bulgular ve olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın temlikteki gerçek amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğu kabul edilmelidir. “

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2006/2607  E. 2006/5339 K.   “ …. Somut olayda, çekişme konusu taşınmazın miras bırakan tarafından akitle davalılara intikal ettirildiği görülmektedir. Taşınmazın gerçek değeri ile akitteki değeri arasında belirgin fark mevcuttur. Akdi değerin sembolik miktarda bulunması taşınmazın değeri karşılığı satılmadığı düşüncesine yol açar. Bu bedelin ödenmiş olması da i taşınmazın gerçke bedelini ödendiği anlamını ortaya koymaz. Öte yandan miras bırakanın ayni akitle ortaya koyduğu iradesinin taşınmazdaki bir bölüm pay için geçerli bir bölüm pay için ise muvazaalı olduğunun kabulü doğru değildir. Belirtilen bu düşünceler ışığnda olaya bakıldığında ve belirlenen mout olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın çekişmeli taşınmazı temlikinin muvazaalı olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. “

 

  • Ara malikin gerçekten taşınmazı bedeli karşılığında veya başka bir sebeple bedeli mukabili almışsa, sonradan mirasçılardan birine devretse dahi muvazaadan bahsedilemez. Taşınmaz ara malike muvazaalı olarak devredilmişse, bu muvazaayı bilen veya bilmesi gereken biri tarafından taşınmaz bedeli karşılığında satın alınsa dahi hakkında açılan dava kabulle sonuçlanacaktır .

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/8609  E. 2021/7564 K.   “ …. Dosya içeriğine toplanan delillere, hükmün dayanağı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle mirasbırakan tarafından ara malik kullanılmak suretiyle davalı Hüseyine yapılan satış işleminin muvazaalı ve mal kaçırma amacıyla yapıldığı sabit olduğundan davalının 42 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarının reddi ile 42 parsel yönünden verilen kabul kararının ONANMASINA”

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/20  E. 2021/3839 K.   “ …. Tanık beyanlarında, ara malik M.nin taşınmazı kullanmadığı ve emanetçi konumunda olduğu, özellikle davacı tanığı T’nin davalılar murisi C ve dava dışı YB  a satış yapanın mirasbırakan olduğu yönündeki açıklamaları ve gerek ara malik M.in gerekse kayıt maliki C.,n satış bedellerine ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamaları gibi olgular gözönüne alındığında, ilk el Me yağılan temlikin mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı yapıldığı, kayıt maliki Cin ise mirasbırakanın damadı olması nedeniyle durumu bilen ya da bilebilecek konumdaki kişi olarak iyiniyet  iddiasında bulunamayacağı sonucuna varılmaktadır. “

 

  • Taşınmaz yargılama sırasında üçüncü kişiye devredilmişse, mahkemece yapılacak iş HMKnın 125 M. Gereğince davacıya tercih hakkını kullanması için süre vermek olacaktır. Davacı tercih hakkını tapu iptali ve tescil yönünde kullanırsa devralan üçüncü kişiyi davaya dahil etmelidir. Tazminattan yana kullanırsa davanın kabulü halinde hüküm altına alınan tazminat taşınmazın dava tarihindeki alım satım bedelinden davacının payı oranına isabet eden miktardır.

 

  • Muris tarafından ölünceye kadar bakım akdinin iptali isteğiyle bir dava açılmış ve bu dava çekişmeli bir yargılama sonunda reddedilmişse artık ölünceye kadar bakım akdinin geçerli olduğunu, muvazaadan bahsetmenin mümkün olmadığını kabul etmek gerekir. Böyle bir dava hiçbir delil ileri sürülmediği için ,feragat edildiği için veya usulünce takip edilmediği için kabulle sonuçlanmamışsa, bu davanın dahi muvazaanın kılıfı olabileceği düşünülmelidir.

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/11555  E. 2020/1900 K.   “ …bu süre zarfında mirasbırakan tarafından bakılmadığı iddiasıyla herhangi bir dava açılmamıştır. Bu durumda davalının bakım borcunu yerine getirdiğinin kabulü zorunludur. Öte yandan, ölünceye kadar bakma akdi ile yapılan temlikler de muvazaalı olabilir. Temlikin muvazaalı olduğundan söz edilebilmesi için murisin temliki mirasçıdan mal kaçırma amacıyla yaptığının kanıtlanması zorunludur.”

 

  • Murisin ikinci kez evlenmesi halinde ikinci eşe verilen taşınmazlar nedeniyle muris muvazaası hukuki sebebine dayalı davalara sıkça rastlanılmaktadır. Burada bütün muris muvazaalarında olduğu gibi murisin amacı önem taşımaktadır. Muris , bir çok halde ikinci evliliği temin amacıyla taşınmaz verebilmektedir. Murisin amacı evliliği temin olup, taşınmaz evlilik hediyesi olarak verilmişse muris muvazaasından söz edilemeyecektir.

 

  • Muris ölümünden sonra eşinin ortada kalmaması için birlikte yaşadıkları evini ikinci eşine verebilmektedir. Eğer söz konusu ev çok kıymetli ise ve murisin başkaca taşınmazı yoksa veya geriye kalanlar kıymetsiz ise muvazaadan söz edilebilse de devredilen ev makul bir evse amacın muvazaa olmayabileceği de unutulmamalıdır.

 

  • Muris , ölümünden sonra eşine diğer mirasçıların bakmayacağı, onun sokağa atılacağı endişesini taşıyabilir. Böyle bir endişe ile , eşinin ortalıkta kalmaması, başını sokacağı bir evinin bulunması amacıyla temlik işlemi yapmışsa, yine mal kaçırma kastından bahsedilemeyecektir. Diğer yandan muris çok değerli villasını sadece eşine bırakmışsa başkaca mal varlığı yoksa veya çok az ise bu durumda muvazaadan bahsedilebilecektir. Zira muris aynı taşınmazın bir kısmını eşine verebileceği gibi, eşinin haline münasip bir ev de alınabilecekken bu yolun tercih edilmemesi halinde muvazaa var denilebilecektir.

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2020/744  E. 2020/4657 K.   “ …sözde anlaşarak mirasbırakan ile aralarında boşanma protokolü yaptıklarını, mahkemece anılan protokol onaylanarak boşanmaya karar verildiğini, mirasbırakanın da mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla protokol uyarınca … taşınmazını davalıya bıraktığını, mirasbırakan ile davalının boşanmadan sonrada da birlikte yaşamaya devam ettiklerini, bir süre sonra yeniden evlendiklerini, boşanmanın gerçek bir boşanma olmadığını, mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapılan devirleri gizlemek amaçlı boşanmanın yapıldığını ileri sürerek …… mahkemece temlikin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. .. onanma .”

 

 

  • Eğer davacı , talebinde hem muris muvazaasına hem de tenkise dayanmışsa, bu durumda öncelikle muris muvazaasının şartlarının bulunup bulunmadığı incelenecek, muris muvazaası varsa bu sebeple dava kabul edilecektir. Dava kabul edilmiş ise artık tenkis isteği değerlendirilmeyecektir.

 

  • Tenkis davasında, davanın süresinde açılıp açılmadığı öncelikle incelenmesi gereken bir husustur. Eğer miras bırakan 2002 den önce ölmüşse bu durumda davalının zamanaşımı savunmasında bulunması halinde davanın süresinde açılıp açılmayacağı öncelikle incelenecektir. Muris 2002 den sonra ölmüşse bu durumda hak düşürücü süre söz konusu olduğu için davalı tarafından böyle bir  savunma getirilip getirilmediğine bakılmaksızın davanın süresinde açılıp açılmadığı resen incelenmelidir.

 

 

  • Murisin vermiş olduğu vekaletin kötüye kullanıldığı iddiası nedeniyle mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyet söz konusu olduğundan bir veya birkaç mirasçının tek başına davayı takip etmeleri veya payları oranında tescil talep etmeleri mümkün değildir.

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2017/798  E. 2021/2742 K.   “.. somut olayda , mirasbırakan A’nın davacılar dışında dava dışı mirasçılarının da bulunduğu dosya kapsamı ile sabit olup, davacılar tarafından  mirasçı olmayan 3. Kişiye karlı vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak pay oranında açılan tapu iptali ve tescil davasının dinlenme olanağının bulunmadığı açıktır.”

 

  •  Muris tarafından temlik edilen taşınmazın alıcısı ölmüş ve taşınmaz mirasçılar arasında el birliği mülkiyetine tabii ise bu durumda davacı tüm mirasçılar aleyhine birlikte dava açmak zorundadır.

 

  • Muris tapu taşınmazın intikalini yaptırdıktan sonra kadastro tutanağı kesinleşmeden ölürse veya kesinleşmesinden 10 yıl geçmeden ölürse mirasçılar bu süre içinde muris muvazaası davasını açmalıdır. Ancak kadastro tutanağının kesinleşmesinden sonra ölmüşse bu durumda zaman sınırlaması yoktur.

    İ H T A R N A M E

  • İHTAR EDEN          : Yasin ERTAŞ TC : 5045863900

  •                                   Yeni Mh. Demirci Sk. No:1/3 Azdavay/KASTAMONU

  • VEKİLİ                     :  Av. Selen ÇAĞLA Samsun Barosu 2583

  •                                    Bahçelievler Mh. Hamdi Paşa Sk. No:2/21 İlkadım /SAMSUN                               

  • KARŞI TARAF        :   Ufuk AKALIN TC : 2993203494

  •                                    Kışla Mh. Meyvalı Sk. No:11 D:8 İlkadım/ SAMSUN                   

  • KONU                       :Temerrüt Nedeni ile Tahliye İhtarıdır.

  • AÇIKLAMALAR

  • 1- Halen kiracı olarak oturmakta olduğunuz, mülkiyeti müvekkile ait Kışla Mh. Meyvalı Sk. No:11 D:8 İlkadım/ SAMSUN  adresinde bulunan apartman dairesi için 15.07.2024 Tarihli  sözleşmenize istinaden ödemeniz gereken kira bedelini ödememiş bulunmaktasınız.                                  

  • 2-Kira bedelini ödeme yükümlülüğü, kira sözleşmesinde kiracının asli borcunu oluşturmaktadır. Kiracının bu asli borcunu ifa etmemesi, ifada gecikmesi halinde bu durum kira sözleşmesini sona erdiren bir sebep olarak TBK m. 315 hükmünde düzenlenmiştir. Bir başka ifadeyle, kanun koyucu sürekli bir borç ilişkisi doğuran kira sözleşmesinde taraflardan birisi olan kiracının kira bedelini ödemede gecikmesine bağlı olarak temerrüde düşmesini, özel bir olağanüstü fesih sebebi olarak TBK m. 315’de hükme bağlamıştır.

  • Tarafların kira sözleşmesi kurulurken belirli veya belirlenebilir nitelikte olarak kararlaştırmış oldukları kira bedeli borcu, kiracı tarafından ifa zamanına uygun olarak yerine getirilmelidir. Davalının keyfiyete bağlı zamanlarda gerçekleştirdiği ödemeler, sözleşmeye ayrılık teşkil etmektedir. Öncelikle sözleşme serbestîsi ilkesi gereğince taraflar ifa zamanına dair bir anlaşmaya varmışlarsa, kira bedelinin ifasının taraflarca belirlenen zamanda yapılması gerekir.

  • 3- Tarafınızca kira bedelleri belirlenen günde ödenmemiş olup kira ödemeleriniz düzensiz olarak devam etmiş ve Ocak Ayına ait kira bedeli tarafımıza hiç ödenmemiştir. Bu nedenle bakiye kira bedeli olan Ocak Ayına ait 10.500 TL’yi  ödemenizi,

  • Ödememiş olduğunuz  kira bedelinin, bu ihtarnamenin tarafınıza tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde ödenmemesi halinde ”akdin feshi ile temerrüt nedeniyle tahliye davası” açılacağı, her türlü yargılama gideri ve vekalet ücretinin tarafınıza ait olacağı ihtar olunur. 28.01.2025

  • İHTAR EDEN  VEKİLİ

  • AV. SELEN ÇAĞLA                                                                  

  • SAYIN NOTER;

    Üç nüshadan ibaret iş bu ihtarnamenin bir nüshasının muhataba tebliğini, tebliğ şerhini taşıyan bir nüshasının tarafıma verilmesini diğer nüshasının tarafınızca saklanmasını saygı ile talep ederim.                                                                             
     

  • İHTAR EDEN  VEKİLİ

  • AV. SELEN ÇAĞLA

TASFİYE ALACAKLILARA ÇAĞRI İLANI

 

 

……………………………………. (Ticaret Sicili Müdürlüğü)

 

Ticaret Sicil No: …………………….

 

Ticaret Unvanı

Tasfiye Halinde ………………………………………………………………………….

……………………………….. Limited / Anonim Şirketi / Kooperatifi

 

Ticari Adres: ……………………………………………………………………………………………………………………

 

Vergi Dairesi:………………………………………………………. Vergi Numarası:……………………………….

 

Tasfiyeden Dolayı Alacaklılara Çağrı,

 

Yukarıda bilgileri yazılı şirketimiz/kooperatifimiz; ……/……/……… tarihinde tasfiyeye girmiş ve tasfiyeye giriş kararı ……/……/……… tarihinde Ticaret Sicili Müdürlüğünce tescil edilmiştir.

 

Şirketimizin / Kooperatifimizin alacaklılarının, ellerindeki belgelerle birlikte; bu ilanın üçüncü defa yayımlanmasından itibaren en geç üç ay* içerisinde ……………………………………..……… …………………………………………………………. adresinde bulunan tasfiye memurluğuna müracaatları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 541 inci maddesi gereğince ilan olunur.

    

                                                                                                                   

     Adı – Soyadı

     Tasfiye Heyeti/Memuru

     Kaşe – İmza

 

 

Önemli Notlar: (İlan Metnini Hazırlarken Kırmızı İle Yazılı Bölümleri Siliniz ve İlan Metnini Şirketin Antetli Kâğıdına Yazınız)

MADDE 541- (1) Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde* ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar. *İnternet sitesi kurma zorunluluğu olan şirketler için.

MADDE 543- (2) Alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı tarihinden itibaren üç ay geçmedikçe kalan varlık dağıtılamaz. Şu kadar ki, hâl ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme üç ay geçmeden de dağıtmaya izin verebilir.

1163 Koop. Kanunu Madde 98 - Bu kanunda aksine açıklama olmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunundaki Anonim şirketlere ait hükümler uygulanır.

* Kooperatifler ve limited şirketler, anasözleşmelerinde tasfiye ile ilgili süre hükmü bulunması halinde tasfiye işlemi için anasözleşmelerindeki süreyi esas almaları gerekmektedir. (Örneğin: anasözleşmelerinde bir yıl/altı ay geçiyorsa, yukarıdaki alana bir yıl/altı ay yazılmalıdır)

CEVAP DİLEKÇESİ VERİLMEMİŞ DOSYALAR

  • Yargılamada gerçeğin ortaya çıkabilmesi için bir tarafa diğer tarafın ileri sürdüğü bir iddiaya karşı koyma, onu çürütme yani savunma hakkının verilmesi kaçınılmazdır. Aksi takdirde yargılama sonucunda sadece bir tarafın iddiasına dayanarak hüküm verilmiş olacaktır ki bu durum gerçeği yansıtan bir hüküm verilmesinin önünde büyük bir engeldir.

 

  • Elbette ki davalı kanunun izin verdiği ölçüde bütün yargılama sürecinde savunma hakkına sahiptir. Bu nedenle “davaya cevap” kavramının cevap dilekçesine göre daha geniş bir anlam taşıdığının kabulü gerekmektedir.  Davalı cevap dilekçesi vermese de, karşı tarafın usuli işlemlerine ve onun iddialarına karşı savunma yapma yani bir anlamda cevap verme hakkına sahiptir. Davalının cevap dilekçesi verip vermemesi hususu bir ödev olmayıp irade serbestisi gereği tercihine bağlıdır. Ancak cevap dilekçesi verilmemiş olması savunma yapamayacağı anlamına gelmemektedir.

 

 

  •  Davaya cevap vermeyen davalının, herhangi bir vakıaya dayanmadığı gerekçesiyle açıklama hakkına sahip olmadığı söylenemez. Zira uyuşmazlık konusu olup olmadıklarına, ispata ihtiyaç duyup duymadıklarına, delil gösterilip gösterilmediğine ve hangi tarafça getirildiğine bakılmaksızın, karara etki edebilmesi muhtemel olan tüm vakıalar, açıklama hakkının konusunu oluşturur. Ayrıca açıklama hakkı kapsamında karşı tarafın açıklamalarına ve karşı delil gösterme hakkına engel olunamaz. Davaya cevap vermeyerek davayı inkar etmiş sayılan davalının hukuki dinlenilme hakkından ve bu bağlamda açıklama hakkından feragat  ettiği kabul edilemez.

  • Yargıtay Kararı 23. HD 06.04.2016 961/2156 S.

YASAL ÖNALIM HAKKI

 

TMK Madde 732- Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.

 

  • Paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirilerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girmesini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarların temlik hakkı sınırlandırılarak yasal önalım hakkı tanınmıştır.

  • Önalım olayı: iradi, ivazlı, cüzi halefiyet şeklinde gerçekleşen, paylı mülkiyet konusu malın satışı veya satışa eşdeğer hallerin gerçekleşmesidir. Bu da demek oluyor ki, önalım hakkına konu olan payın bir başkasına miras kalması, kamulaştırma ve bağışlama hallerinde önalım hakkı kullanılamayacaktır.

  • Davacı: Önalım hakkına dayanan tapu iptali ve tescil davasında davacı, kanuni önalım veya sözleşmeye dayalı önalım hakkına sahip olan kişidir. Bu kişi paylı mülkiyete konu taşınmazlarda diğer paydaşlardır.  Taşınmaz üzerindeki paylardan biri, bir miras ortaklığına ait bulunuyor ve diğer bir paydaş da kendi payını üçüncü bir kişiye satmış ise, önalım hakkının mirasçıların tamamı tarafından kullanılması gerekir.

  • Davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu ise, tüm ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerinin muvafakat etmesi gerekir. Bu gibi hallerde 11.10.1982 gün 3/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince davanın tereke adına açıldığının kabulü gerekir. Muvafakat duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden vekile vekalet verilmesi ile sağlanabilir. TMK md. 640 uyarınca, ortakların tümünün muvafakati sağlanmadığı hallerde miras bırakanın terekesine görevli mahkeme tarafından temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci davacı dışında birisi olursa davacının sıfatı biter, davayı temsilci takip eder. Dava hakkına ilişkin olan bu husus re’sen dikkate alınır. (Yargıtay 14. HD, 2016/18785 E., 2020/6386 K.)

  • Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür. Uygulamada, satış bedelinin önalım hakkı sahiplerinin bu haklarını kullanmalarının önüne geçmek amacıyla yüksek gösterilmiş olması halinde önalım hakkı sahipleri tarafından muvazaa iddiasında bulunulmakta ve mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi için dosya bilirkişiye tevdi edilebilmektedir. Önalım bedeli, paylı mülkiyete konu taşınmaz üzerinde satış sözleşmesi ile pay satın alan 3. kişi alıcı ile eski paydaş olan satıcının tapuda gösterdiği satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından oluşur.

  • Tapudaki satış bedelinin, gerçek satış bedelinden daha düşük olduğu iddiası, alıcı tarafından da satıcı tarafından da önalım hakkı sahibine karşı ileri sürülemez. Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere, hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak hak iddia edemez.

 

  • Önalım hakkının kullanılabilmesi için iki çeşit süre öngörülmüştür:

  1. Pay satış işleminin hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren 3 ay,

  2. Her halde 2 yıl içerisinde önalım hakkı kullanılmalıdır.

Söz konusu süreler, hak düşürücü niteliktedir ve hakim tarafından da resen dikkate alınır.

 

 

  • Kanun, 3 aylık sürenin işlemeye başlamasını, alıcı veya satıcının yapacağı noter bildirimine bağlamaktadır. Noter bildirimi dışında satışın yapıldığının başka yollardan öğrenilmesi, üç aylık sürenin başlaması için yeterli değildir. Nitekim, Yargıtay, bir Hukuk Genel Kurulu kararında “herhangi bir şekilde öğrenmeden” değil, “noter bildirimi”nden söz etmektedir. Yüksek Mahkemenin şu kararı bu konuda örnek teşkil etmektedir:

 

  • “Şu durumda; 4721 sayılı Kanunla yasal önalım hakkı için getirilen yeni sistem daha sıkı kurallar ortaya koymakta; bu tür taleplerin belli sürelerde, belli şekil ve koşullarda kullanılması gereğini önemli bir yenilik olarak getirmektedir. Kısacası, yasal önalım hakkının kullanılması için gerekli sürenin başlaması konusunda bu yasal değişiklikten sonra geçerli olan kural; “öğrenme” olgusu değil “bildirim” olgusunun söz konusu olmasıdır. Bu bildirim de herhangi bir bildirim değil, noter vasıtasıyla yapılacak bildirimdir. Madde metninde “bildirilir” şeklinde kullanılan ifade kesinlik taşıdığı gibi, sürenin “bildirimden” başlayacağı da devamı fıkrada açıkça ve kesin olarak ifade edilmiştir. Bu açık düzenleme karşısında süre mutlaka bildirimden itibaren başlayacağından bildirim yapılmamışsa hak sahibinin satışı öğrendiği ileri sürülerek hak düşürücü sürenin başlatılması ve hak düşümü sonucunu doğurması olanaklı değildir. Eş söyleyişle; yasal önalım hakkının kullanılması için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre, satışın, önalım hakkı sahibine alıcı veya satıcı tarafından noter aracılığıyla bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Önalım hakkı sahibinin satışı kesin olarak başka bir şekilde öğrenmiş olması sürenin işlemesine yol açmaz. Somut olaya gelince; Yasal Önalım hakkı sahibi davacının bizzat kendisi tarafından alıcılara gönderilen ihtarname ile “Satışı öğrendiğini ve önalım hakkını kullanacağını bildirmiş olması; açıklanan hükümler karşısında yasanın aradığı anlamda ve sürenin başlamasına yol açacak nitelikte bir bildirim değildir. Dolayısıyla öğrenme ile hak düşürücü süre başlamayacağından hak düşürücü sürenin geçtiğinden de söz edilemez.”
     

 

  • Birden fazla paydaşın önalım hakkını kullanması ile ilgili İçtihadı Birleştirme Kararı, yerleşik Yargıtay uygulamasını belirlemiştir:

  • Kanunun metninden anlaşıldığı üzere şufa hakkının kullanılmasında hisse miktar ve oranının herhangi bir önemi yoktur. Şufa hakkını kullanacak paydaşlar birden fazla olduğunda, bu hakkın aralarında ortak olduğu ve şufa hakkından eşit olarak yararlanılacağı kanun maddesinden anlaşılmaktadır (Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kurulu - Karar No:1946/18).

  • Paylı mülkiyet şeklinde tapuya kayıtlı bir taşınmazın paydaşlarından birinin payının tamamını ya da bir kısmını üçüncü bir şahsa satması halinde satıcı dışında kalan diğer paydaşların ayrı ayrı dava açmalarında kanuni bir engel yoktur. Bütün paydaşların birlikte dava açması da mümkündür. Ayrı açılan davaların birleştirilmesinde yarar vardır. Paydaşların birlikte açtıkları davanın yargılaması sonunda dava kabul edilirse pay iptal edilerek pay nispetleri ne olursa olsun eşit olarak davalılar adına tescile karar verilir. Eşit oranda tescil 11.06.1946 gün ve 5/18 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı gereğidir. Paydaşlardan birisinin davasından vazgeçmesi halinde ona isabet eden miktar davalı üzerinde bırakılmaz. Bu miktarın dahi davayı yürüten paydaşlar adına tescile karar verilir (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/3313).

 

  • Önalıma ( şufa ) konu davalar gayrimenkule (arsa , tarla , bina , ..vs )  ilişkin tapu iptal ve tescil davalarındandır. Önalım ( Şufa ) davalarında hissedar olmayan kişiye satılan payın iptali ve davacı adına tescili istenir.Davanın yasada belirtilen süre içinde açılması gerekmektedir. Bu konudaki süre , zamanaşımı süresi olmayıp hak düşürücü süredir . Zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda davalı bunu ileri sürmez ise davacı davasını kazanır, alacağını alabilir. Hakim zamanaşımı süresini kendiliğinden gözönüne alamaz. Ancak hak düşürücü sürenin söz konusu olduğu hallerde dava hakkı düşer. Sürenin geçip geçmediğini hakim , resen davanın taraflarınca ileri sürülmesine gerek olmadan incelemek zorundadır. Hak düşürücü sürenin geçtiğini tespit ettiği anda davayı reddeder.  4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 733 üncü maddesi uyarınca; Önalım ( şuf’a ) hakkı satışın hak sahibine noter aracılığıyla bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Başka bir ifade ile, yasal önalım hakkının kullanılması için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre, satışın, önalım hakkı sahibine alıcı veya satıcı tarafından noter aracılığıyla bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Önalım hakkı sahibinin satışı başka bir şekilde öğrenmiş olması sürenin işlemesine yol açmaz. Önalım davalarında temyiz incelemesinin yapıldığı Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararlarında benimsenen görüş ve Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/6-358 Esas 2005/470 Karar ile 21.09.2005 tarihinde verdiği ilamında da belirtildiği gibi hak düşürücü sürenin başlangıcında esas olan “öğrenme” olgusu değil “bildirim” olgusudur. Bu bildirimin de noter vasıtasıyla yapılacak bildirim olduğu yasada vurgulanmıştır. Önalım hakkı sahibinin satışı başka bir şekilde öğrenmiş olması sürenin işlemesine yol açmaz. Noter bildirimi bulunmaz ise  üç aylık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak öğrenme tarihi esas alınamaz. Örneğin ortaklığın giderilmesi davasında önalıma konu payı satın alan kişinin davalı gösterilmesi ile davacının hisse satışını öğrendiğinden bahisle üç aylık hak düşürücü sürenin dolduğu ileri sürülemez. Noter aracılığıyla herhangi bir bildirimin yapılmadığı durumlarda iki yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmemesine göre işlem yapılacaktır.Yukarıda izah edilen hak düşürücü sürelerle ilgili yasal düzenleme ve yargıtay kararlarına aykırı yerel mahkeme kararları temyiz edildiğinde Yargıtayın ilgili dairesi tarafından bozulacaktır

 

  • Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü şahsa satılması halinde,diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisini veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile de kullanılabilir hale gelir. Bu şekilde taşınmaza yabancı kişilerin paydaş olarak girmelerinin ve taşınmazın daha küçük parçalara bölünmesinin engellenmesi amaçlanmıştır.

DAVA DEVAM EDERKEN DAVALI TAŞINMAZI BİR BAŞKA KİMSEYE SATARSA

  • Önalım hakkına konu payın dava sırasında bir başka kişiye veya satışı yapan paydaşa satılması halinde davacının HUMK.nun 186. maddesi hükmü uyarınca seçimlik hakkı olduğundan dilerse davayı yeni satın alan şahsa yöneltir, dilerse davasını tazminata dönüştürerek davalı hakkındaki davasını devam ettirir. Davacının seçimlik hakkını kullanarak davasını tazminata dönüştürmesi ve davanın dinlenme olanağı bulunması halinde davacının talep edebileceği tazminat miktarı birinci satış ile ikinci arasındaki farktan ibarettir.

  • Önalım hakkına konu payın dava sırasında bir başka kişiye veya satışı yapan paydaşa satılması halinde davacının HMUK’nun 186. maddesi hükmü gereği seçimlik hakkı olduğundan dilerse davayı yeni satın alan şahsa yöneltir, dilerse davasını tazminata dönüştürerek davalı hakkındaki davasını devam ettirir. Bu nedenle davacıya seçimlik hakkını kullanması için önel verilmelidir. Önalım hakkına ilişkin payın satış yapan önceki ya da başka bir paydaşa dönmesi davacının ilk satışla doğan önalım hakkını kullanmasına engel değildir.

  •  

İSTANBUL SULH CEZA MAHKEMESİ SAYIN HÂKİMLİĞİ’ NE

Davacı              : Ali                    

Vekili                : Av.

Şirinevler Mah. Fevzi

Davalı               : İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü

Adresi             : Adnan Menderes Bulvarı ( Vatan Cad. ) Hırka-i Şerif Mah. No: 58

   Fatih / İSTANBUL

 

Konu                 :  A BÖLGE TRAFİK DENETLEME ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN 02.07.2015 Tarihli Ölümlü/Yaralamalı Trafik Kazası Tespit Tutanağının iptali istemli dava dilekçemizdir.

Açıklamalar

 

  1. Müvekkilim, sevk ve idaresindeki 34 0 plakalı aracıyla sahil yolu Kennedy Caddesi Transit yolda Bakırköy istikametine doğru seyir halinde iken; Ahmet L’ın kullandığı 34  Plakalı “yunus diye tabir edilen” motosiklet, müvekkilimin aracının sol arka tarafına çarpmış ve maddi yaramalı trafik kazası meydana gelmiştir.

 

  1. Müvekkilim sevk ve idaresindeki araçla Kennedy Caddesi Transit yolda normal hızda seyir halinde iken; Yunus diye tabir edilen motosikletli polislerden birinin hızla önünden geçtiğini fark etmiştir. Müvekkilim yoluna devam ettiği sırada arkadan hızlı gelen ikinci motosikletli polis, müvekkilimin aracının sol arka tarafına çarpmış ve hızını alamayarak aracın sol tarafının tamamını çizmiştir. (EK-1: Fotoğraflar) ve bir süre de müvekkilimin aracı ile sürüklenmiştir. Kaza anına ilişkin mobese kamera kayıtları FATİH İLÇE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDE MEVCUTTUR.  Dolayısıyla olay anını gösteren mobese kamera kayıtlarının celbi için FATİH İLÇE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NE müzekkere yazılmasına karar verilmesini talep ederim. ( MobeseAdı : Fatih75 numaralı mobese )

 

  1. Kazanın meydana geliş şekli ve oluşu hakkında A BÖLGE TRAFİK DENETLEME ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ tarafından 02.07.2015 Tarihli Ölümlü/Yaralamalı Trafik Kazası Tespit Tutanağı düzenlenmiş veMÜVEKKİLİMİN GÖRGÜ ve BİLGİSİNE BAŞVURULMADAN, ne yazık ki hayatın olağan akışına aykırı, çelişkili, meslektaşını koruyan, yanlı ve kazaya karışan motosikleti karşı tarafın sigorta şirketine yaptırma düşüncesine sahip olan polisler tarafından düzenlenen rapora karşı itirazlarımızı sunma zarureti hasıl olmuştur.

 

 

  1. Kaza tespit tutanağında: “Sürücü sevk ve idaresindeki 34 0 Plakalı adıyla Sahil Kennedy Caddesi Transit yolda seyir halindeyken, 1756 nolu trafik ışıklarını 143 mt. Geçtikten sonra (Bakırköy istikametine) arkasından sol şeritten gelen sürücü Ahmet sevk ve idaresindeki 34 A 7 plakalı araçla, aracının arka sol tampon yan kısmı, sol arka tekerleğin arkasındaki kısmı ORTA ŞERİTTEN  SOLA DOĞRU KAYMASI sonucunda…….maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir.” İfadelerine yer vermiştir.

 

  1. Raporu hazırlayan polis memurlarına şu soruyu sormak gerekir: Kendi şeridinde seyir halinde olan bir aracın sol arka tekerleğin arkasındaki kısım orta şeritten nasıl sola kayabilir? Bu durum bir kere hayatın olağan akışına aykırıdır. Kaldı ki yol İKİ ŞERİTLİ OLUP ORTA ŞERİT DE BULUNMAMAKTADIR.  Ayrıca aracın arka kısmının sola kayması düşünülemez; zira yol iki şeritli olduğundan müvekkilim yolun sağından seyir halindedir. Kaza ise yolun sol tarafında meydana gelmiş olup, bu durum tutanakta da belirtilmiştir.

 

  1. Tutanağı düzenleyen polis memurları bununla da yetinmeyerek, kazanın oluşumunda Sürücü Ali 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 46/2c maddesine göre: “ Aksine bir işaret bulunmadıkça trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmek” maddesini ihlal ettiğini belirtmişlerdir. Tutanak kendi içerisinde çelişmektedir. Şöyle ki; kazanın şerit değiştirmeden değil, arka tarafının sol tarafa kayması sonucunda meydan geldiği belirtilmiştir. Dolayısıyla ortada şerit değiştirme bulunmamaktadır. Şerit değiştirme bulunmadığına göre şerit değiştirme 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 46/c maddesinin ihalal edildiği nasıl düşünülebilir. Kaldı ki; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 46. Maddesinde: “TRAFİK SAĞDAN AKAR” ibaresine yer verilmiş olup; müvekkilimde yolun sağ tarafında seyir halindedir.

 

  1. Müvekkilim trafik kurallarına uygun olarak aracını sevk ve idare ederken; motosikletli polis (Yunus) memuru aşırı hızlı sürmektedir. Çünkü motosiklet müvekkilimin aracına sol arka tarafına çarpmış; hızını alamayarak müvekkilimin aracının sol tarafını tamamen çizmiş, fotoğraflarda da görüleceği üzere aracın bazı yerlerinde ise göçükler meydana getirmiştir. Ülkemizde Yunus diye tabir edilen motosikletli polislerin trafikte ne kadar hızlı gittikleri ve trafik kurallarını alt üst ettikleri vatandaşlar tarafından bilinmektedir. Kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu oldukları halde; bulunduğu makam ve mevkiyi kullanarak, kusuru karşı tarafa yükleyerek; zararı sigortaya ödettirmek için hukuka ve ahlaka uygun olmayan tutanağın hazırlandığı acı bir gerçektir.

Hukuki Sebepler      : 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu, Karayolları Trafik Yönetmeliği, BK, HMK  ile diğer ilgili tüm mevzuat.

Hukuki Deliller         :

  1. Kazadan hemen sonra çekilmiş fotoğraflar.

  2. Kaza tespit tutanağının onaylı sureti

  3. Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün FATİH75 numaralı MOBESE Kamera görüntüleri. (Celp edilecektir)

  4. Keşif ve Bilirkişi İncelemesi

  5. Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

  6. Karşı delil ve ek delil sunma haklarımız saklı kalmak kaydı ile her türlü yasal ve takdiri delil

Netice-i Talep     : Yukarıda arz ve izah olunan sebeplere binaen;

  1. Müvekkilimiz aleyhine haksız ve hukuka aykırı olarak tek taraflı düzenlenmiş olan Trafik Kazası Tespit Tutanağının İPTALİNE,

  2. Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim.08.07.2015

MURİS MUVAZZASI​
  • Yargıtay muvazaayı “.. Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir “ diyerek tanımlamıştır.

 

  • Muvazaa varsa, görünürdeki işlem, yani tarafların gerçek iradelerini gizlemek amacıyla yaptıkları işlem kesin hükümsüz olacaktır.

 

 

  • Murisin dava konusu taşınmazı satmaya ihtiyacı yoktur zira açıkça görüldüğü üzere bir çok taşınmazı mevcuttur. Bu kadar taşınmazın içerisinde ev yerini satmak istemesi olağan hayatın akışına aykırılık teşkil etmektedir. Öte yandan davalının da taşınmazı satın alma gücünün bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda muvazaanın varlığı tartışmasızdır. Öte yandan davalı yargılama süreci boyunda dava konusu taşınmaza ilişkin ödenmiş görünen bedeli ödediği yönünde hiçbir iddiada bulunmamış ve bu konuda bir delil de sunmamıştır.

 

  • Mirasçılar arasında bir paylaştırma kastından bahsedebilmek için bütün mirasçılara az veya çok, hak dengesini gözetir bir şeylerin verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Aksi halde paylaştırmadan bahsedilemeyecektir.

 

 

  • Murisin evlilik amacıyla eşine mehir olarak veya evlilik hediyesi olarak taşınmaz vermesi halinde muvazaadan bahsedilemeyecektir. Şu kadar ki taraflar resmi nikah yapmamış ancak birlikte yaşamış iseler , bu durumda da taşınmazın temlik tarihi gayri resmi birlikteliğin başladığı tarihlere yakın ise yine evlilik amacıyla taşınmazın verildiği kabul edilecektir.

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2008/157 E. 2008/3694 K.  “ …..mirasbırakanın davalı H. İle çok uzun zamandan beri birlikte yaşadığı, taşınmazdaki payı bu birliktelik deva mederken bedelsiz olarak devrettiği, kaldı ki, mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacının olmadığı, davalının alım gücü bulunmadığı gibi satış bedelinin deödendiğinin kanıtlanamadığı, ayrıca taşınmazın akitteki değerii ile gerçek bedeli arasında açık fark bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. O halde, somut bu bulgular ve olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın temlikteki gerçek amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğu kabul edilmelidir. “

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2006/2607  E. 2006/5339 K.   “ …. Somut olayda, çekişme konusu taşınmazın miras bırakan tarafından akitle davalılara intikal ettirildiği görülmektedir. Taşınmazın gerçek değeri ile akitteki değeri arasında belirgin fark mevcuttur. Akdi değerin sembolik miktarda bulunması taşınmazın değeri karşılığı satılmadığı düşüncesine yol açar. Bu bedelin ödenmiş olması da i taşınmazın gerçke bedelini ödendiği anlamını ortaya koymaz. Öte yandan miras bırakanın ayni akitle ortaya koyduğu iradesinin taşınmazdaki bir bölüm pay için geçerli bir bölüm pay için ise muvazaalı olduğunun kabulü doğru değildir. Belirtilen bu düşünceler ışığnda olaya bakıldığında ve belirlenen mout olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın çekişmeli taşınmazı temlikinin muvazaalı olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. “

 

  • Ara malikin gerçekten taşınmazı bedeli karşılığında veya başka bir sebeple bedeli mukabili almışsa, sonradan mirasçılardan birine devretse dahi muvazaadan bahsedilemez. Taşınmaz ara malike muvazaalı olarak devredilmişse, bu muvazaayı bilen veya bilmesi gereken biri tarafından taşınmaz bedeli karşılığında satın alınsa dahi hakkında açılan dava kabulle sonuçlanacaktır .

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/8609  E. 2021/7564 K.   “ …. Dosya içeriğine toplanan delillere, hükmün dayanağı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle mirasbırakan tarafından ara malik kullanılmak suretiyle davalı Hüseyine yapılan satış işleminin muvazaalı ve mal kaçırma amacıyla yapıldığı sabit olduğundan davalının 42 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarının reddi ile 42 parsel yönünden verilen kabul kararının ONANMASINA”

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/20  E. 2021/3839 K.   “ …. Tanık beyanlarında, ara malik M.nin taşınmazı kullanmadığı ve emanetçi konumunda olduğu, özellikle davacı tanığı T’nin davalılar murisi C ve dava dışı YB  a satış yapanın mirasbırakan olduğu yönündeki açıklamaları ve gerek ara malik M.in gerekse kayıt maliki C.,n satış bedellerine ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamaları gibi olgular gözönüne alındığında, ilk el Me yağılan temlikin mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı yapıldığı, kayıt maliki Cin ise mirasbırakanın damadı olması nedeniyle durumu bilen ya da bilebilecek konumdaki kişi olarak iyiniyet  iddiasında bulunamayacağı sonucuna varılmaktadır. “

 

  • Taşınmaz yargılama sırasında üçüncü kişiye devredilmişse, mahkemece yapılacak iş HMKnın 125 M. Gereğince davacıya tercih hakkını kullanması için süre vermek olacaktır. Davacı tercih hakkını tapu iptali ve tescil yönünde kullanırsa devralan üçüncü kişiyi davaya dahil etmelidir. Tazminattan yana kullanırsa davanın kabulü halinde hüküm altına alınan tazminat taşınmazın dava tarihindeki alım satım bedelinden davacının payı oranına isabet eden miktardır.

 

  • Muris tarafından ölünceye kadar bakım akdinin iptali isteğiyle bir dava açılmış ve bu dava çekişmeli bir yargılama sonunda reddedilmişse artık ölünceye kadar bakım akdinin geçerli olduğunu, muvazaadan bahsetmenin mümkün olmadığını kabul etmek gerekir. Böyle bir dava hiçbir delil ileri sürülmediği için ,feragat edildiği için veya usulünce takip edilmediği için kabulle sonuçlanmamışsa, bu davanın dahi muvazaanın kılıfı olabileceği düşünülmelidir.

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/11555  E. 2020/1900 K.   “ …bu süre zarfında mirasbırakan tarafından bakılmadığı iddiasıyla herhangi bir dava açılmamıştır. Bu durumda davalının bakım borcunu yerine getirdiğinin kabulü zorunludur. Öte yandan, ölünceye kadar bakma akdi ile yapılan temlikler de muvazaalı olabilir. Temlikin muvazaalı olduğundan söz edilebilmesi için murisin temliki mirasçıdan mal kaçırma amacıyla yaptığının kanıtlanması zorunludur.”

 

  • Murisin ikinci kez evlenmesi halinde ikinci eşe verilen taşınmazlar nedeniyle muris muvazaası hukuki sebebine dayalı davalara sıkça rastlanılmaktadır. Burada bütün muris muvazaalarında olduğu gibi murisin amacı önem taşımaktadır. Muris , bir çok halde ikinci evliliği temin amacıyla taşınmaz verebilmektedir. Murisin amacı evliliği temin olup, taşınmaz evlilik hediyesi olarak verilmişse muris muvazaasından söz edilemeyecektir.

 

  • Muris ölümünden sonra eşinin ortada kalmaması için birlikte yaşadıkları evini ikinci eşine verebilmektedir. Eğer söz konusu ev çok kıymetli ise ve murisin başkaca taşınmazı yoksa veya geriye kalanlar kıymetsiz ise muvazaadan söz edilebilse de devredilen ev makul bir evse amacın muvazaa olmayabileceği de unutulmamalıdır.

 

  • Muris , ölümünden sonra eşine diğer mirasçıların bakmayacağı, onun sokağa atılacağı endişesini taşıyabilir. Böyle bir endişe ile , eşinin ortalıkta kalmaması, başını sokacağı bir evinin bulunması amacıyla temlik işlemi yapmışsa, yine mal kaçırma kastından bahsedilemeyecektir. Diğer yandan muris çok değerli villasını sadece eşine bırakmışsa başkaca mal varlığı yoksa veya çok az ise bu durumda muvazaadan bahsedilebilecektir. Zira muris aynı taşınmazın bir kısmını eşine verebileceği gibi, eşinin haline münasip bir ev de alınabilecekken bu yolun tercih edilmemesi halinde muvazaa var denilebilecektir.

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2020/744  E. 2020/4657 K.   “ …sözde anlaşarak mirasbırakan ile aralarında boşanma protokolü yaptıklarını, mahkemece anılan protokol onaylanarak boşanmaya karar verildiğini, mirasbırakanın da mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla protokol uyarınca … taşınmazını davalıya bıraktığını, mirasbırakan ile davalının boşanmadan sonrada da birlikte yaşamaya devam ettiklerini, bir süre sonra yeniden evlendiklerini, boşanmanın gerçek bir boşanma olmadığını, mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapılan devirleri gizlemek amaçlı boşanmanın yapıldığını ileri sürerek …… mahkemece temlikin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. .. onanma .”

 

 

  • Eğer davacı , talebinde hem muris muvazaasına hem de tenkise dayanmışsa, bu durumda öncelikle muris muvazaasının şartlarının bulunup bulunmadığı incelenecek, muris muvazaası varsa bu sebeple dava kabul edilecektir. Dava kabul edilmiş ise artık tenkis isteği değerlendirilmeyecektir.

 

  • Tenkis davasında, davanın süresinde açılıp açılmadığı öncelikle incelenmesi gereken bir husustur. Eğer miras bırakan 2002 den önce ölmüşse bu durumda davalının zamanaşımı savunmasında bulunması halinde davanın süresinde açılıp açılmayacağı öncelikle incelenecektir. Muris 2002 den sonra ölmüşse bu durumda hak düşürücü süre söz konusu olduğu için davalı tarafından böyle bir  savunma getirilip getirilmediğine bakılmaksızın davanın süresinde açılıp açılmadığı resen incelenmelidir.

 

 

  • Murisin vermiş olduğu vekaletin kötüye kullanıldığı iddiası nedeniyle mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyet söz konusu olduğundan bir veya birkaç mirasçının tek başına davayı takip etmeleri veya payları oranında tescil talep etmeleri mümkün değildir.

 

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2017/798  E. 2021/2742 K.   “.. somut olayda , mirasbırakan A’nın davacılar dışında dava dışı mirasçılarının da bulunduğu dosya kapsamı ile sabit olup, davacılar tarafından  mirasçı olmayan 3. Kişiye karlı vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak pay oranında açılan tapu iptali ve tescil davasının dinlenme olanağının bulunmadığı açıktır.”

 

  •  Muris tarafından temlik edilen taşınmazın alıcısı ölmüş ve taşınmaz mirasçılar arasında el birliği mülkiyetine tabii ise bu durumda davacı tüm mirasçılar aleyhine birlikte dava açmak zorundadır.

 

  • Muris tapu taşınmazın intikalini yaptırdıktan sonra kadastro tutanağı kesinleşmeden ölürse veya kesinleşmesinden 10 yıl geçmeden ölürse mirasçılar bu süre içinde muris muvazaası davasını açmalıdır. Ancak kadastro tutanağının kesinleşmesinden sonra ölmüşse bu durumda zaman sınırlaması yoktur.

    İ H T A R N A M E

  • İHTAR EDEN          : Yasin ERTAŞ TC : 5045863900

  •                                   Yeni Mh. Demirci Sk. No:1/3 Azdavay/KASTAMONU

  • VEKİLİ                     :  Av. Selen ÇAĞLA Samsun Barosu 2583

  •                                    Bahçelievler Mh. Hamdi Paşa Sk. No:2/21 İlkadım /SAMSUN                               

  • KARŞI TARAF        :   Ufuk AKALIN TC : 2993203494

  •                                    Kışla Mh. Meyvalı Sk. No:11 D:8 İlkadım/ SAMSUN                   

  • KONU                       :Temerrüt Nedeni ile Tahliye İhtarıdır.

  • AÇIKLAMALAR

  • 1- Halen kiracı olarak oturmakta olduğunuz, mülkiyeti müvekkile ait Kışla Mh. Meyvalı Sk. No:11 D:8 İlkadım/ SAMSUN  adresinde bulunan apartman dairesi için 15.07.2024 Tarihli  sözleşmenize istinaden ödemeniz gereken kira bedelini ödememiş bulunmaktasınız.                                  

  • 2-Kira bedelini ödeme yükümlülüğü, kira sözleşmesinde kiracının asli borcunu oluşturmaktadır. Kiracının bu asli borcunu ifa etmemesi, ifada gecikmesi halinde bu durum kira sözleşmesini sona erdiren bir sebep olarak TBK m. 315 hükmünde düzenlenmiştir. Bir başka ifadeyle, kanun koyucu sürekli bir borç ilişkisi doğuran kira sözleşmesinde taraflardan birisi olan kiracının kira bedelini ödemede gecikmesine bağlı olarak temerrüde düşmesini, özel bir olağanüstü fesih sebebi olarak TBK m. 315’de hükme bağlamıştır.

  • Tarafların kira sözleşmesi kurulurken belirli veya belirlenebilir nitelikte olarak kararlaştırmış oldukları kira bedeli borcu, kiracı tarafından ifa zamanına uygun olarak yerine getirilmelidir. Davalının keyfiyete bağlı zamanlarda gerçekleştirdiği ödemeler, sözleşmeye ayrılık teşkil etmektedir. Öncelikle sözleşme serbestîsi ilkesi gereğince taraflar ifa zamanına dair bir anlaşmaya varmışlarsa, kira bedelinin ifasının taraflarca belirlenen zamanda yapılması gerekir.

  • 3- Tarafınızca kira bedelleri belirlenen günde ödenmemiş olup kira ödemeleriniz düzensiz olarak devam etmiş ve Ocak Ayına ait kira bedeli tarafımıza hiç ödenmemiştir. Bu nedenle bakiye kira bedeli olan Ocak Ayına ait 10.500 TL’yi  ödemenizi,

  • Ödememiş olduğunuz  kira bedelinin, bu ihtarnamenin tarafınıza tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde ödenmemesi halinde ”akdin feshi ile temerrüt nedeniyle tahliye davası” açılacağı, her türlü yargılama gideri ve vekalet ücretinin tarafınıza ait olacağı ihtar olunur. 28.01.2025

  • İHTAR EDEN  VEKİLİ

  • AV. SELEN ÇAĞLA                                                                  

  • SAYIN NOTER;

    Üç nüshadan ibaret iş bu ihtarnamenin bir nüshasının muhataba tebliğini, tebliğ şerhini taşıyan bir nüshasının tarafıma verilmesini diğer nüshasının tarafınızca saklanmasını saygı ile talep ederim.                                                                             
     

  • İHTAR EDEN  VEKİLİ

  • AV. SELEN ÇAĞLA

TASFİYE ALACAKLILARA ÇAĞRI İLANI

 

 

……………………………………. (Ticaret Sicili Müdürlüğü)

 

Ticaret Sicil No: …………………….

 

Ticaret Unvanı

Tasfiye Halinde ………………………………………………………………………….

……………………………….. Limited / Anonim Şirketi / Kooperatifi

 

Ticari Adres: ……………………………………………………………………………………………………………………

 

Vergi Dairesi:………………………………………………………. Vergi Numarası:……………………………….

 

Tasfiyeden Dolayı Alacaklılara Çağrı,

 

Yukarıda bilgileri yazılı şirketimiz/kooperatifimiz; ……/……/……… tarihinde tasfiyeye girmiş ve tasfiyeye giriş kararı ……/……/……… tarihinde Ticaret Sicili Müdürlüğünce tescil edilmiştir.

 

Şirketimizin / Kooperatifimizin alacaklılarının, ellerindeki belgelerle birlikte; bu ilanın üçüncü defa yayımlanmasından itibaren en geç üç ay* içerisinde ……………………………………..……… …………………………………………………………. adresinde bulunan tasfiye memurluğuna müracaatları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 541 inci maddesi gereğince ilan olunur.

    

                                                                                                                   

     Adı – Soyadı

     Tasfiye Heyeti/Memuru

     Kaşe – İmza

 

 

Önemli Notlar: (İlan Metnini Hazırlarken Kırmızı İle Yazılı Bölümleri Siliniz ve İlan Metnini Şirketin Antetli Kâğıdına Yazınız)

MADDE 541- (1) Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde* ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar. *İnternet sitesi kurma zorunluluğu olan şirketler için.

MADDE 543- (2) Alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı tarihinden itibaren üç ay geçmedikçe kalan varlık dağıtılamaz. Şu kadar ki, hâl ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme üç ay geçmeden de dağıtmaya izin verebilir.

1163 Koop. Kanunu Madde 98 - Bu kanunda aksine açıklama olmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunundaki Anonim şirketlere ait hükümler uygulanır.

* Kooperatifler ve limited şirketler, anasözleşmelerinde tasfiye ile ilgili süre hükmü bulunması halinde tasfiye işlemi için anasözleşmelerindeki süreyi esas almaları gerekmektedir. (Örneğin: anasözleşmelerinde bir yıl/altı ay geçiyorsa, yukarıdaki alana bir yıl/altı ay yazılmalıdır)

© 2020 - Samsun Avukat Selen Çağla

bottom of page